HALKIN SİYASETÇİYE GÜVENİ VE SİYASETTEN BEKLENTİLERİ,
Türkiye’de halkın siyasete güveni, siyasetçiye bakışı ve seçmen bilinci üzerine güncel ve sağlam verileri tarayıp kısa bir değerlendirme çıkarıyorum. Ardından bunu anlaşılır bir analiz halinde toparlayacağım.
İlk tablo netleşti: Güven düşük ama sandığa bağlılık hâlâ çok güçlü görünüyor.
Türkiye’de halkın siyasete bakışını tek cümleyle özetlersek: güven düşük, kutuplaşma yüksek, ama sandığa bağlılık hâlâ güçlü. Pew’in 2024 araştırmasına göre ulusal hükümete güvenenler %46, güvenmeyenler %51. Aynı araştırmada demokrasinin işleyişinden memnun olanlar yalnızca üçte bir düzeyinde ve bu oran 2019’a göre 14 puan gerilemiş; ayrıca 2023 seçiminin adil yapıldığına inanmayanların oranı %53.
Siyasetçiye bakış daha çok şahıslar ve kamplar üzerinden şekilleniyor. halkın %77’si farklı partileri destekleyenler arasında güçlü çatışma gördüğünü söylüyor. Bu da seçmenin siyasetçiye yalnızca “beğeni” üzerinden değil, yoğun bir kutuplaşma filtresiyle baktığını gösteriyor.
Güven bütün kurumlara eşit dağılmıyor. Aynı çalışmada polis için olumlu etki diyenler %78, ordu için %62. Buna karşılık yargı sistemi ve medya için çoğunluk kötü etki algısı taşıyor. Yani Türkiye’de sorun sadece “siyaset kurumu” değil; temsil ve adalet üreten kurumlara duyulan güven de aşınmış durumda.
Ama bu tablo, halkın demokrasi fikrinden koptuğu anlamına gelmiyor. Temsili demokrasiyi iyi bir yönetim biçimi sayanlar %80, doğrudan demokrasiyi iyi bulanlar %79; askeri yönetimi iyi bulanlar ise yalnızca %14. Resmî YSK verileri de seçimlere katılımın yüksek kaldığını gösteriyor: 2023 milletvekili seçiminde yurt içi katılım %88,92, 2024 yerel seçiminde belediye başkanlığı için %78,11. Seçim türleri farklı olduğu için bu iki oran bire bir karşılaştırılamaz, ama seçmenin sandığı hâlâ temel meşruiyet kanalı olarak gördüğü açık.
Seçmen bilinci konusunda ise tablo daha karmaşık. 2024 yerel seçimlerini inceleyen bir akademik çalışma, oy tercihini en çok parti icraatı ve parti ideolojisinin belirlediğini söylüyor. Başka bir akademik çalışma da seçmen davranışında iki büyük eksen tarif ediyor: bir tarafta aile görüşü, etnik kimlik ve din/mezhep; öte tarafta hayat tarzı, siyasal değerler ve ekonomik durum. Bu da Türkiye’de seçmenin yalnızca “kimlik” ya da yalnızca “ekonomi” ile açıklanamayacağını gösteriyor.
Bununla birlikte, seçmen bilincinin her zaman derin ve program odaklı çalıştığını söylemek zor. İstanbul’da 2024 yerel seçimleri öncesi yapılan nitel bir saha araştırması, birçok seçmenin adayların vaatlerini ve ilgili haber içeriklerini derinlemesine takip etmediğini, “zaten bir şey değişmiyor” duygusunun siyasi apati ürettiğini ortaya koyuyor. Bu bulgu Türkiye geneline doğrudan genellenemez; ama seçmenin bir bölümünde yorgunluk, uzaklaşma ve etkisizlik hissi olduğunu anlamak açısından önemli.
Bir de genel toplumsal iklim var: Pew’in 2025 çalışmasına göre Türkiye’de “insanların çoğuna güvenilebilir” diyenlerin oranı sadece %14. Bu kadar düşük toplumsal güven, siyasete ve siyasetçiye güveni de aşağı çeken daha geniş bir arka plan oluşturuyor.
Sonuç: Türkiye’de halk, siyasete karşı mesafeli; siyasetçiye güveni seçici, kırılgan ve kutuplaşmış; fakat seçim ve demokrasiye olan bağlılığını tamamen yitirmiş değil. Yani sorun daha çok “demokrasiden vazgeçme” değil, temsil edilmediğini hissetme, adil yönetilmediğini düşünme ve siyasetin sorun çözme kapasitesine inancın zayıflaması gibi görünüyor
Cengiz SEVEN Genel sekreterlik