TÜRKİYE,DE EKONOMİ SORONU VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİMİZ
Türkiye ekonomisinin ana sorunlarını ve uygulanabilir çözüm başlıkları
enflasyon düşüyor ama hâlâ çok yüksek; büyüme var ama kalite sorunu sürüyor; dış denge ve bütçe tarafı kırılgan.
2 Nisan 2026 itibarıyla Türkiye ekonomisinin ana sorunu tek başına büyüme eksikliği değil, yüksek enflasyon altında düşük kaliteli büyüme sorunudur. Son verilerde yıllık TÜFE %31,53, politika faizi %37, işsizlik %8,5, kadın işsizliği %11,6 ve 2025 son çeyrek yıllık büyüme %3,4 düzeyinde görünüyor. Yani ekonomi tamamen durmuş değil; ama fiyat istikrarı tam kurulamadığı için alım gücü, yatırım kararı ve gelir dağılımı bozulmaya devam ediyor.
Buna bir de dış kırılganlık ekleniyor. TCMB’nin yayımladığı ödemeler dengesi verisinde Ocak 2026 cari açık 6,8 milyar dolar. TÜİK’in Şubat 2026 dış ticaret verisinde ithalat ihracattan daha hızlı artarken, enerji ve altın hariç dış ticaret açığı 2,993 milyar dolar oldu. Bu tablo, üretim yapısının hâlâ ithal girdiye, enerjiye ve kura duyarlı olduğunu gösteriyor.
Dolayısıyla “Türkiye’de ekonomik sorun nedir?” sorusunun öz cevabı şu: enflasyon + düşük verimlilik + dışa bağımlı üretim + zayıf kurumsal güven birleşimi. Dünya Bankası da Türkiye için yüksek enflasyon, düşük verimlilik artışı ve zayıflayan doğrudan yabancı yatırımın sürdürülebilir büyümeyi sınırladığını söylüyor. OECD ise kısa vadede büyümenin sürebileceğini ama uzun vadeli potansiyel için beceri kalitesi, kadınların işgücüne katılımı ve hizmetlerde düzenleyici engellerin azaltılması gerektiğini vurguluyor.
Çözümün birinci ayağı fiyat istikrarıdır. Enflasyon kalıcı biçimde düşmeden ne faiz normalleşir, ne uzun vadeli yatırım canlanır, ne de gelir artışı hissedilir. Bu yüzden para politikasında erken gevşeme yerine, enflasyon beklentileri gerçekten düzelene kadar öngörülebilir ve sıkı duruş; maliye politikasında ise bunu boşa çıkaracak gevşeklikten kaçınma gerekir. Kısacası Merkez Bankası ile bütçe politikası aynı yöne bakmalıdır.
İkinci ayak vergi ve bütçe reformudur. Türkiye’de yük çok sık dolaylı vergilere bindiği için enflasyon yoksulu daha fazla vuruyor. OECD, kayıt dışılık ve yarı kayıt dışı çalışma biçimlerinin vergi tabanını daralttığını; kişisel gelir vergisi mükellefi oranının OECD ortalamasının oldukça altında kaldığını belirtiyor. Bu yüzden çözüm; istisna ve muafiyetleri azaltmak, kayıt dışılığı düşürmek, düşük gelir üzerindeki prim ve vergi yükünü hafifletmek, sosyal yardımı da genel sübvansiyon yerine hedefli vermektir.
Üçüncü ayak üretim ve verimlilik reformudur. Türkiye’nin sorunu sadece “daha çok üretmek” değil, daha yüksek katma değerli üretmek. Sanayide teknoloji yükseltme, KOBİ’lerde dijitalleşme, hizmet sektöründe rekabeti artırma, yatırım ortamında öngörülebilirlik ve kamu yatırımlarında daha iyi proje seçimi gerekli. OECD ve Dünya Bankası, düzenleyici engellerin ve düşük verimlilik artışının uzun dönem büyümeyi sınırladığını açıkça söylüyor.
Dördüncü ayak istihdamın niteliğini artırmaktır. Resmî işsizlik tek başına tabloyu anlatmıyor; kadınların işgücüne katılımı ve gençlerin beceri uyumu kritik. OECD, okul öncesi bakım imkânlarının genişletilmesi, ebeveynler üzerindeki efektif vergi yükünün azaltılması ve düşük gelirli çalışanlarda sosyal güvenlik primlerinin hafifletilmesinin hem kadın istihdamını artıracağını hem de kayıt dışılığı azaltacağını belirtiyor. Türkiye’de kalıcı refah artışı, sadece daha çok işe değil, daha verimli ve formel işe bağlı.
Beşinci ayak dış dengeyi kalıcı biçimde düzeltmektir. Bunun yolu kısa vadede kur baskılamak değil; enerji verimliliği, yenilenebilir enerji, tarımda su verimliliği, lojistik kalitesi ve yüksek katma değerli ihracat kapasitesi oluşturmaktır. OECD, kayıt dışılığın azaltılmasıyla oluşacak mali alanın temiz enerji, ulaştırma, sağlık ve eğitim yatırımlarına yöneltilebileceğini söylüyor. Bu tür yatırımlar dış açığı da büyüme kalitesini de aynı anda iyileştirir.
Özetle: Türkiye ekonomisinin temel tedavisi “faizi indirip büyütmek” ya da “kuru tutup rahatlatmak” değil; enflasyonu düşürmek, bütçeyi disipline etmek, verimliliği artırmak ve kurumsal güveni yeniden kurmaktır. Kısa vadede bu reçete biraz yavaşlama yaratabilir; ama orta vadede sağlam büyümenin başka kestirme yolu yok. OECD’nin 2026 için %3,4 büyüme beklentisi de şunu gösteriyor: fırsat var, fakat bunu kalıcı refaha çevirmek için yapısal reform şart.
Cengiz SEVEN Genel sekreterlik